Yeni Sayfa 1

Anasayfa   Kur'an-ı Kerim  Hadis-i Şerif  Bediüzzaman  Risale-i Nur (Türkçe..Kurdî..)  Medresetü'z-Zehra  Şehid İzzettin Yıldırım 
Anasayfa
 

 

Ji Alîyê Dînî û Qewmî "Êdin"

   Fikra rewşenvanî a ku piştî ronesansê çêbû, ji nû ve gerdûn kişf kir û şîrove kir. Pişt re midaxeleya li ser dîn bi xwe (ji bo alema Ewrûpayê xiritstîyanî) wek şertekî naçar qebûl kir. Dîn û tiştên ku ji dîn bûn, li derve hişt û di wîjdanan de hebs kir. Gava ku riktî û ceberûtîyên wiha kir, xwe iltîcayî eql û zanistê kir.

 

 

Bediüzzaman Said Nursî, yüz yıla yakın süren hayatı boyunca Batının askeri ve kültürel meydan okuyuşu karşısında İslam dünyasının manevi dinamiklerini Kur’an ve Sünnetin sabitelerinden hareketle ortaya koymaya çalışmış, meydana getirdiği Risale-i Nur Külliyatıyla çağdaş bir İslam düşüncesi ekolü oluşturmuştur. Devamı... 

Anasayfa

Kur'an-ı Kerim
Hadis-i Şerif
Bediüzzaman
Risale-i Nur Türkçe..Kurdî..
Medresetü'z-Zehra
Şehid İzzettin Yıldırım
Zehra Yayıncılık
Resimler
Kıssadan Hisse
Şiirler
Dost Siteler
Gayemiz
İrtibat
Ziyaretçi Defteri
 

 

Sorularınız için:

medresetuzehra@gmail.com

 

Derheqê Duayê de- Zeyla Yekem a Nameya Bist û Çarem

“Yanî gelî însanan duayên we nebin, çi qîmeta we heye?” Bi vê mealê guh bide pênc nukteyên vê ayetê.

Nukteya Yekem: Dua, sirreke mezin a ubûdîyetê ye. Bi rastî, dua ruhê ubûdîyetê ye. Her wekî me zahf deran de dîyar kirîye, dua bi sê awayên tê kirin.

 

Makaleler

Ömer Bajar

Dört Manevi Hastalık ve Çareleri: 1

Nevzat Eminoğlu

İlim ve İmana Adanmış 72 Yıl: Molla Muhammed Zahit (r.a)

Nevzat Eminoğlu

Bediüzzaman'dan Kürt Sorunu ve Kardeşlik Çözümü

 

 

 

 

 

Risale-i Nur'dan

Bu Kışın Şiddetli Soğuğuyla Beraber Manevi ve Şiddetli Bir Soğuk

Tesettür Kadınlar İçin Fıtridir

Risale-i Nur Nedir? Nasıl Bir Tefsirdir?

 

 

 

Alıntı Yazılar

Sami Selçuk

Başörtüsünde "sanal yasak"tan "gerçek yasak"a Gerileme (mi?)

 

 

 

 

Risale-i Nurdan...

Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalaletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir.

"Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum." Sözler - 36

Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise, ma'neviyatı göremez. Muhakemat - 18

- (Ey Nefsim!), Hevesli akılsız çocuklar gibi, muvakkat, ehemmiyetsiz lezzetlerin peşinde koşma! Emirdağ L.1 - 199

- Mahlukatın en mükerremi, belki en a'lâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk hayvandan daha ziyade bozuk olur. Lem'alar - 82

Güneş varken mumların ışığı altına girmeye ihtiyaç yok. Mektubat - 358

Çalışınız, çalışınız, çalışınız ve kat'iyen inanınız ki; Nur'un şefaatı, Nur'un duası, Nur'un himmeti sizleri kurtaracaktır. Emirdağ L. 1 - 135

Kaderin herşeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır. Çirkinlik de güzeldir. Sözler - 472

Nar ağacı sâfi bir şarabı, hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir; kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder. Lem: 124

İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. İşarat-ül İ'caz - 85

Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir. Lem'alar - 9

Allah'ı tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. Allah'ı tanıyanın dünyası nurla ve manevî sürurla doludur. Lem'alar - 210

Her bir bahar, birtek çiçek gibi, gayet muntazam ve mevzun olarak, zeminin yüzüne bir Cemil ve Celil'in eliyle takılıp koparılıyor; konup kaldırılıyor. Sözler - 164

Allah'tan başka çağırdığınız bütün ilahlarınız toplansalar da yine bir tek sineği halk ve icad edemezler. B. Mesnevi - 528

Çok kıymettar ni'metlerin makbul fiyatları, başta Bismillahirrahmanirrahim ve âhirinde Elhamdülillah demektir. Şualar - 162

Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir. Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Sözler - 317

Bir adamın imanını kurtarmak, on adamı veli yapmaktan daha sevablı bir hizmettir. Kastamonu L. - 84

Ey kardeş bil ki! Menfaat gibi zarar dahi doğrudan doğruya Cenab-ı Hak'tandır.

Âhirzamanda Hazret-i İsa'nın (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Kastamonu L. - 111

Gençlik ni'metine bir şükür olarak, o tatlı ni'meti, iffetle, istikamette sarfetmek lâzım ve elzemdir.Şualar - 204

Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın kârı değil. Mek.- 68

Kur'an yıldızlarına perde çekilmez. Gözünü kapayan yalnız kendi görmez, başkasına gece yapamaz. Mektubat - 66

Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir. Mektubat - 64

Bu dünya fânidir. En büyük dâvâ, bâki olan âlemi kazanmaktır. İnsanın i'tikadı sağlam olmazsa, dâvâyı kaybeder. Emirdağ L. - 15

Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir. Lem'alar - 167

Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden dalının iki meyvesidir. Sözler - 532

Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister. Emirdag L. - 43

Şimdi insanlarda kim var ki, kusuru bulunmasın. Mâdem, hasenat seyyiata râcih gelse afvedilir. G. Münteşir - 53/391

"Cihadın en faziletlisi, kişinin kendi nefsi ve hevâsına karşı mücâhede etmesidir." Tefekkürnâme - 33

Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. Tanımazsan gelir, tanısan gider. Sözler - 274

Felsefe, her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. Şualar - 753

Nihayetsiz hacat-ı insaniyeyi ihsan edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise, mabudiyete lâyık yalnız odur. Sözler - 319

Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir. Mektubat - 271

Kat'iyyen bil ki! Cenab-ı Allah (C. Şanuhu) bize bizden daha yakındır. Biz ise ondan nihayetsiz uzağız. B. Mesnevi - 581

Ölüm firak değil, visaldir, tebdil-i mekândır, bâki bir meyveyi sünbül vermektir. Lem'alar - 256

Sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır. Münazarat - 19

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rü'ya görür. Güzel rü'ya gören, hayatından lezzet alır. Münazarat - 36

Kâfir, saat gibi kendi yaptığı amelden haberi yok. Amma vakitleri bildirmek gibi nev-i beşere pek büyük bir hizmeti vardır. Bu sırra binaen dünyada mükâfatını görür. Mesnevi - 212

Şirk öyle bir cürümdür ki, herbir mahlukun hakkına ve şerefine ve haysiyetine bir tecavüzdür. Ancak onu Cehennem temizler. Şualar - 11

İmansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azab içinde azabdır. Mektubat - 63

Her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. Münazarat - 14

Kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mehenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Münazarat - 14

Güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz malûmat ile vakit geçiriyorsun. Sözler:

Mevcudiyetimizin hâmisi olan İslâmiyetten elini gevşetme, dört el ile sarıl; yoksa mahvolursun. Mektubat - 474

İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak ve hâkim, hakaik-i Kur'aniye ve imaniye olacak. Hutbe-i şamiye - 21

Böyle acib bir zamanda, şübheli mallarda, zaruret derecesinde iktifa etmek lâzımdır. Lem'alar - 142

Ah! Ne bahtiyardır o insan ki, bir mü'min kardeşinin imanının kurtulmasına sebeb olur. Tarihçe - 17

Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki, ona mâliksin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Sözler - 272

Ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zât'ın zikrine devam eyle ki, devam bulasın. Mesnevi - 184

"En ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar, siperinde sebat edenlerdir!." Mektubat - 417

 

 

İçtima-i Derslerden...

Kader bana Türkçeyi az vermiş, hattı hiç vermemiş. Dilim, kalbimin lisanını iyi anlamıyor ki, iyi tercümanlık etsin. Hem de derin yerde çıkarıyor manayı; bazı hakikat parçalanır. Sizin fehm ve dikkatiniz bana yardım etsin (İ.Dersler 10)

Ey hürriyet-i şer’î! Öyle müdhiş, amma güzel ve müjdeli bir sada ile çağırıyorsun, benim gibi bir Kürd’ü tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve umum millet zindan-ı esarette kalacaktı. Seni, ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum.

Eğer aynü’l-hayat şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşv ü nema bulsan; bu millet-i mazlume de eski zamana nisbet bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum.

Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağraz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar  etmese  ki bizi kabr-i vahşet ve istibdattan ihraç; ve cennet-i ittihad ve muhabbet-i milliyeye davet etti. (12)

Mütevekkilâne, sabûrane tuttuğumuz otuz sene ramazan-ı sükûtun sevabıdır ki, azabsız cennet-i terakki ve medeniyet kapılarını bize açmıştır. hâkimiyet-i milletin beraat-i istihlâli olan kanun-u şer’î, hâzin-i cennet gibi bizi duhule davet ediyor.

Ey mazlum ihvan-ı vatan! Gidelim dahil olalım!

Birinci kapısı, ittihad-ı kulûb;

İkincisi, muhabbet-i milliye;

Üçüncüsü, maarif;

Dördüncüsü, sa’y-i insanî;

Beşincisi, terk-i sefahettir. Ötekilerini sizin zihninize havale ediyorum. Zira davete icabet, vacibdir.(13)

Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de.

  Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı.

  Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men’edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men’etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti... 

 Son Vasiyetim...

 Okumak, yine okumak, yine okumak!

  Sonra, birbirinizin elini sıkı tutmak,  

ittihad etmek, ittifak âleminde yaşamak.

Molla Said...    

 

Mevlid kandiliniz Mübarek Olsun...Abbas ibn-i Mirdas’ın sebeb-i İslâmiyeti olan meşhur vakıa şudur ki: Dımar namında bir sanemi varmış; o sanem bir gün böyle bir ses vermiş:"Muhammed gelmeden evvel bana ibadet ediliyordu. Şimdi Muhammed’in beyanı gelmiş; daha o dalâlet olamaz."

ON DOKUZUNCU SÖZ 

Risalet-i Ahmediyeye Dairdir.

Evet şu söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren, güzellerin güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir (a.s.m.)

“ON DÖRT REŞAHAT”ı tazammun eden On Dördüncü Lem’anın;

BİRİNCİ REŞHASI: Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var. Birisi, şu kitab-ı kâinattır ki, bir nebze şehadetini on üç lem’a ile Arabî Nur Risalesinden on üçüncü dersten işittik. Birisi, şu kitab-ı kebirin ayet-i kübrası olan Hatemü’l-enbiya aleyhissalâtü vesselâmdır. Birisi de Kur’an-ı Azimüşşandır. Şimdi, şu ikinci bürhan-ı nâtıkî olan Hatemü’l-enbiya aleyhissalâtü vesselâmı tanımalıyız, dinlemeliyiz.

 

ON DOKUZUNCU MEKTUB

Mucizat-ı Ahmediye Dairdir.

Üçüncü Kısım: İrhasattan, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın velâdeti hengâmında vücuda gelen harikalardır ve hadiselerdir. O hadiseler, onun velâdetiyle alâkadar bir surette vücuda gelmiş.

Hem bi’setten evvel bazı hadiseler var ki, doğrudan doğruya birer mucizesidir. Bunlar çoktur. Numune olarak, meşhur olmuş ve eimme-i hadis kabul etmiş ve sıhhatleri tahakkuk etmiş birkaç numuneyi zikredeceğiz.

Birincisi: Velâdet-i Nebevî gecesinde, hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman ibn-i Âs’ın annesi, hem Abdurrahman ibn-i Avf’ın annesinin gördükleri azim bir nurdur ki, üçü de demişler: "Velâdeti ânında biz öyle bir nur gördük ki, o nur maşrık ve mağribi bize aydınlattırdı."

 

 

   Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler,  helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer.

Şehid İzzeddin Yıldırım'dan Mektup

 

Hepinizi tüm kainatı tahtı tasarrufunda ve hakimiyetinde bulunduran Zat-ı Zülcelalin adıyla selamlıyorum.

   Yüce himmetli, fedakâr kardeşlerim! Biz inanıyoruz ki, ilimsiz mücadele, amelsiz ilim, ihlâssız amel olmaz. Duygu ve akıl, kalbin derinliklerinde cem olur. Kuru bilgi değil, hal ve nazarla gelişmiş ilim esastır.  

 

 

Arşivden...

Hürriyet Gazetesinin

  Zekeriya Özbek'le Röportajı...

25.01.2000

 

 Zekeriya Özbek, Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı'nın kurucusu ve yönetim kurulu Üyesi. Eskişehirli. 29 Aralık'ta kaçırılan Vakıf başkanı İzzettin Yıldırım'ın 22 yıllık arkadaşı. Özbek, Fatih'teki Kuriş Apartmanı'ndaki vakıfta, dualar mırıldanıyor. Tevekkül içinde, Yıldırım'la ilgili bir haber bekliyor. Sözcüklerle ifade etmese de çok büyük acı içinde.   

 

Şehadet Yıldönümünde Ağabeyimizi Hatırlayalım

İzzettin Yıldırım 29 aralık 1999 günü teravih namazına hazırlanırken kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldı.  Haftalarca kendisinden bir haber alınamadı. 28 Ocak 2000 günü kendisinden bir gün önce kaçırılan M. Şehid Avcı ile birlikte şehit edilmiş olarak Kartal’da bir evde bulundular. 1 Şubat 2000 Salı günü Eyüp Sultan Camiinde kılınan öğle namazı sonrasında Eyüp Kabristanında defnedildiler.

   Şehadet yıldönümünde ağabeyimiz, kardeşimiz, seydamız, Şehid Mele İzzeddin  ile ilgili duygu, düşünce ve hatıralarınızı bizimle paylaşmaya davet ediyoruz. Bu paylaşımlarınızı medresetuzehra@gmail.com veya medresetuzehra@hotmail.com adreslerimize gönderebilirsiniz. inşallah daha sonra bu gönderileriniz sitemizde yayınlanacaktır.

     

Taziye ve Başsağlığı

 

   Hayatını Risale-i Nur ile iman hizmetine vakfetmiş ve uzun süreden beri vatanından uzak, gurbet diyarında (Lübnan'da) yaşamakta olan Muş Bulanık'lı Molla Zahit ağabeyimizin vefatını teessürle öğrendik.                                 Devamı...

  

   

 

Dört  Manevi hastalık ve Çareleri (3)

 İkinci Hastalık: "Ucub"tur.

  UCUB: Kişinin kendini ve kendi görüşlerini beğenmesidir. Bu öyle bir hastalıktır ki sahibi başka birisiyle iş göremez.

 

Dört Manevi Hastalık ve Çareleri (2)

   Konuyu biraz daha açalım: Günahlarından ve cezalarından tevbe, istiğfar ve salih amellerle kurtulmaya muktedir olamayan kul; bu sefer tutar, imanî değerlere şüphe kapısını açarak bir kurtuluş arayışına girer ve bu doğrultuda önce -her ne kadar fâili kendisi olsa da- kendi günahlarının bir hikmeti olduğunu, iradesinin üzerinde bir kader bulunduğunu ve “olmuş ve ölmüşü’’ takdir-i ilahîye havale ile bir nebze içini rahatlatır.

 

Şehid İzzeddin Yıldırım İçin Kaleme Alınmış Bir Şiir.

Kurdi...            Türkçe...

   Selamün Aleyküm ve Rahmetüllahi ve Berekatuhü Aziz, Saygıdeğer Ağabeylerim!

     Şayet münasip görülürse,  aslı Kürtçe olan bu şiirim, ZEHRA VAKFI sitesinde “Şehid İzzeddin Yıldırım” bölümü için Türkçe tercümesi ile yayınlanabilir. Bu şiiri, Seyda İzzeddin Ağabeyin  kaçırıldığı o ciğersuz hengamede  yazmıştım. Zehra sitesinde İzzeddin Ağabeyin “Şehadeti üzerine yazılar”ı görünce, daha önce NÛBÎHAR Dergisinin 91. sayısının 69. sayfasında da yayınlanan bu mersiyeyi, İzzeddin ağabeyin şehadetinin yıldönümü hatırası olarak göndermekle katkıda bulunmak istedim. Değerlendirmelerinize arz ediyorum. Selam ve dua eder,  Cenab-ı Hak bu hayırlı çalışmalarınızın ecrini, dünya ve  ahiret saadeti olarak kat kat ita eylesin. Amin...

 

Bediüzzaman'ın İlk Yazılan ve Yayınlanan Tarihçe-i Hayatı

 (Müküslü Hamza)

        Bediüzzaman, 1293 tarihinde Bitlis vilayeti Hizan kazası Isparit nahiye­sine tabi Nurs karyesinde tevellüd etmiştir. Pederi Mirza namında bir zattır. Dokuz sene hayat-ı tufuliyetini aşiyane-i pederde imrar ettikten sonra, tahsile başlar. Büyük kardeşi Molla Abdullah* nezdinde üç sene kadar Kürdistan'da cari olan usûl dairesinde emsali gibi nahiv ve sarfın mebadisini Hallü 'l-Meakid*e kadar mutavassıt bir derecede (yani İstanbul usûlünce İz­harı) tahsil ettikten sonra biraderinden ayrılır.                                                                                           Devamı...

 

Bediüzzaman'ın Sosyal ve Siyasal Meselelere Bakışı

         Eski Said deyince, akla hemen II. Meşrutiyet dönemi öncesindeki ve sonrasındaki fırtınalı yıllar gelir. Bu yıllar hiç kuşkusuz altı yüzyıllık Osmanlı imparatorluğunun bir taraftan kendi içindeki değişim sorunlarıyla uğraşarak diğer taraftan kendi dışındaki gelişmelere ayak uydurmaya çalışarak hayatını idame ettirme gayreti içinde olduğu yıllardır. Bu dönemde Osmanlı devlet ricali olsun, sivil kesimi temsil eden ay­dınlar ve ulema sınıfı olsun, söz konusu hesaplaşmanın cenderesi içinde, beyin törpüleyici sorunlara çözüm arama gayret vaşı içerisindedirler.                                                                                Devamı...

 

Medresetüz-Zehra'ya Giden Yol -1-

 

       3232 (2- Rumî 1323, milâdi 1907.) senesi zarfında idi ki; Kürdistan'ın yalçın, sarp ve âhenin mavera­yı şevahik-i cibalinde tulu etmiş Said-i Kürdî isminde nevadir-i hilkatten madûd bir ateşpâre-i zekânın İstanbul âfakında rüyet edildiği haberi etra­fa aksetmiş ve fıtraten mütecessis olan bazı kimseler o harika-i fıtratı pe-yapey gördükçe, mader-i hilkatin hazâin-i lâ-tefnasındaki sehaveti bir tür­ hazmedemeyenleri, şu Kürd kıyafetinde, o şal ve şalvar altında öyle bir ka-nun-u dehânın ihtifa edebileceğini bir türlü anlamayarak, âtıl ve müzevvir olan ekseriyet-i hasise zelil olan hissiyat-ı umumiyesini bir kelime-i tezyifin manayı intikamında telhis etmişlerdi: "Mecnûn!.."                                                 Devamı...

 

Merhem,Teselli ve Manevi Bir Reçete

Hastalar Risalesi

       İnsan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak, rahatlık ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki büyük bir sermaye elinde bulunan insan; burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur.                              Devamı..

risale-i nur,Risale, Zehra, Zehra Vakfi

 

 

 

BEDİÜZZAMAN

SAİD NURSİ

Rumi 1293 (Miladî 1876) yılında Bitlis vilayetine bağlı Hizan kazasının İsparit nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya geldi. Medrese tahsiline küçük yaşta başladı. Nurs’a yakın Tağ medresesine

bir müddet devam eden Said Nursî henüz çocuk yaşlarında iken kabına sığmayan bir fıtrata sahipti. Sık sık medrese değiştiriyor, her gittiği yerde dikkatleri üzerinde topluyordu.           Devamı...

 

Aziz Nur ve gönüldaş Zehra grubu!Hepinize selam ve muhabbetler.Aziz arkadaşlar!Hayat ve memat Allah’ın yuhyi ve mümit tecellisidir. Hayat da mevt de Allah’ın elindedir. Hayat bila vasıta, mevti ise vasıtaları kullanarak tecelli ettiriyor. Size tavsiyem Müslümanlar arasın da daima bir sulh unsuru olarak yaşayın. Müslümanlar arasında hüsnü zannı esas alın. Rejimin medyası vasıtasıyla atılan çamurlara kulak asmayın. Hayatınız boyunca ilahi kanunların hükümranlığı için çalışın ve çalışanlarla beraber olun. Dünyanın her tarafındaki Müslümanların dertleri ile dertlenin.İkinci olarak; Van’da yapımı devam eden Zehra inşaatı üstadın belki arzu ettiği hedefe vesile olur ümidiyle başlamıştık. Bitirmeye gayret edin.Üçüncü olarak; sağda solda ufak tefek borçlarım çıkarsa onları ödemeye gayret edin. Bursa’daki dükkânda abimin iki bin markı var. Satılırsa onu da ödeyin. Arta kalan ne varsa Van’daki inşaata verilecek. Neşet’te bir miktar param vardı, o da inşaata verilecek. Sizi Allah’a emanet ediyorum.Kardeşiniz İzzeddin Yıldırım.

Ağrı’nın Patnos ilçesinin Kızılkaya köyünde 1946 yılında dünyaya geldi.İmam olan babası  Tahir Yıldırım’ı genç yaşta kaybetti.İlkokul öğrenimini köyünde tamamladıktan sonra Doğu’nun çeşitli vilayetlerinde medrese tahsili gördü.O sırada Nureddin Geylani isimli hocası vasıtasıyla Risale-i Nur eserleriyle tanıştı ve Bediüzzaman Said Nursi  hazretlerinin bu kıymetli eserlerini tetkik etmeye başladı. 

 

Tesettür Kadınlar İçin Fıtridir.

Yirmidördüncü Lem'a  

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
   Ey peygamber kendi hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, cilbablarını (örtülerini) üzerlerine örtsünler. (Ahzab Suresi: 59)

  (ilâ ahir) ayeti, tesettürü emrediyor. medeniyet-i sefihe ise, Kur'an'ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. tesettürü fıtrî görmüyor, bir esarettir diyor.       Devamı...

 

 

Bir Vecize

Müsavat ise fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir. Acaba bir şeriat karıncaya ayak basmayınız dese, tazibinden men’ ederse, nasıl benî-Âdem’in hukukunu ihmal eder?

İçtima-i Dersler-107

 

 

İslam Tarihi

 
Asr-ı Saadet
Peygamberler
Halifeler Dönemi
Ashab-ı Kiram
İslam Alimleri
Mezhepler

 
Diyanet Meali
Elmalılı Y. M.
 

 

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!


Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!


Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!


Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!