Fikra rewşenvanî a ku
piştî ronesansê çêbû, ji nû ve gerdûn
kişf kir û şîrove kir. Pişt re
midaxeleya li ser dîn bi xwe (ji bo
alema Ewrûpayê
xiritstîyanî) wek şertekî naçar
qebûl kir. Dîn û tiştên ku ji dîn bûn,
li derve hişt û di wîjdanan de hebs kir.
Gava ku riktî û ceberûtîyên wiha kir,
xwe iltîcayî eql û zanistê kir.
Bediüzzaman Said Nursî, yüz yıla yakın
süren hayatı boyunca Batının askeri ve kültürel meydan okuyuşu karşısında
İslam dünyasının manevi dinamiklerini Kur’an ve Sünnetin sabitelerinden
hareketle ortaya koymaya çalışmış, meydana getirdiği Risale-i
Nur Külliyatıyla çağdaş bir İslam düşüncesi ekolü oluşturmuştur.
Devamı...
Evet şu söz güzeldir.
Fakat onu güzelleştiren, güzellerin
güzeli olan evsaf-ı Muhammediyedir
(a.s.m.)
“ON DÖRT REŞAHAT”ı
tazammun eden On Dördüncü Lem’anın;
BİRİNCİ REŞHASI:
Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî
muarrif var. Birisi, şu kitab-ı
kâinattır ki, bir nebze şehadetini on üç
lem’a ile Arabî Nur Risalesinden on
üçüncü dersten işittik. Birisi, şu kitab-ı
kebirin ayet-i kübrası olan Hatemü’l-enbiya
aleyhissalâtü vesselâmdır. Birisi de
Kur’an-ı Azimüşşandır. Şimdi, şu ikinci
bürhan-ı nâtıkî olan Hatemü’l-enbiya
aleyhissalâtü vesselâmı tanımalıyız,
dinlemeliyiz.
Üçüncü Kısım:
İrhasattan, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü
vesselâmın velâdeti hengâmında vücuda
gelen harikalardır ve hadiselerdir. O
hadiseler, onun velâdetiyle alâkadar bir
surette vücuda gelmiş.
Hem bi’setten evvel bazı
hadiseler var ki, doğrudan doğruya birer
mucizesidir. Bunlar çoktur. Numune
olarak, meşhur olmuş ve eimme-i hadis
kabul etmiş ve sıhhatleri tahakkuk etmiş
birkaç numuneyi zikredeceğiz.
Birincisi:
Velâdet-i Nebevî gecesinde,
hem annesi, hem annesinin yanında
bulunan Osman ibn-i Âs’ın annesi, hem
Abdurrahman ibn-i Avf’ın annesinin
gördükleri azim bir nurdur ki, üçü de
demişler: "Velâdeti ânında biz öyle
bir nur gördük ki, o nur maşrık ve
mağribi bize aydınlattırdı."
Şiddet-i şefkat
ve rikkatten, bu kışın şiddetli
soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir
soğuk ve musibet-i beşeriyeden
biçarelere gelen felâketler, helâketler,
sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime
dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle
musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir
nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o
musibet ona nisbeten çok ucuz düşer.
Hepinizi tüm kainatı tahtı
tasarrufunda ve hakimiyetinde bulunduran Zat-ı
Zülcelalin adıyla selamlıyorum.
Yüce himmetli,
fedakâr kardeşlerim! Biz inanıyoruz
ki, ilimsiz mücadele, amelsiz
ilim, ihlâssız amel
olmaz. Duygu ve akıl, kalbin
derinliklerinde cem
olur. Kuru bilgi değil, hal ve
nazarla gelişmiş ilim
esastır.
Zekeriya Özbek,
Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı'nın kurucusu ve
yönetim kurulu Üyesi. Eskişehirli. 29
Aralık'ta kaçırılan Vakıf başkanı
İzzettin Yıldırım'ın 22 yıllık arkadaşı.
Özbek, Fatih'teki Kuriş Apartmanı'ndaki vakıfta,
dualar mırıldanıyor. Tevekkül içinde,
Yıldırım'la ilgili bir haber bekliyor.
Sözcüklerle ifade etmese de çok büyük acı
içinde.
Şehadet
Yıldönümünde Ağabeyimizi
Hatırlayalım
İzzettin Yıldırım 29 aralık 1999
günü teravih namazına hazırlanırken kimliği
belirsiz kişilerce kaçırıldı. Haftalarca
kendisinden bir haber alınamadı. 28 Ocak 2000
günü kendisinden bir gün önce kaçırılan M. Şehid
Avcı ile birlikte şehit edilmiş olarak Kartal’da
bir evde bulundular. 1 Şubat 2000 Salı günü Eyüp
Sultan Camiinde kılınan öğle namazı sonrasında
Eyüp Kabristanında defnedildiler.
Şehadet yıldönümünde
ağabeyimiz, kardeşimiz, seydamız, Şehid Mele
İzzeddin ile ilgili duygu, düşünce ve
hatıralarınızı bizimle paylaşmaya davet
ediyoruz. Bu paylaşımlarınızı
medresetuzehra@gmail.com
veya
medresetuzehra@hotmail.com
adreslerimize gönderebilirsiniz. inşallah daha
sonra bu gönderileriniz sitemizde
yayınlanacaktır.
Taziye ve Başsağlığı
Hayatını Risale-i Nur ile iman hizmetine
vakfetmiş ve uzun süreden beri
vatanından uzak, gurbet diyarında
(Lübnan'da) yaşamakta olan Muş
Bulanık'lı Molla Zahit ağabeyimizin
vefatını teessürle öğrendik.
Devamı...
Konuyu biraz daha açalım:
Günahlarından ve cezalarından tevbe, istiğfar ve salih amellerle
kurtulmaya muktedir olamayan kul; bu sefer tutar, imanî değerlere
şüphe kapısını açarak bir kurtuluş arayışına girer ve bu doğrultuda
önce -her ne kadar fâili kendisi olsa da- kendi günahlarının bir
hikmeti olduğunu, iradesinin üzerinde bir kader bulunduğunu ve “olmuş ve ölmüşü’’ takdir-i ilahîye havale ile bir nebze
içini rahatlatır.
Şehid İzzeddin Yıldırım İçin
Kaleme Alınmış Bir Şiir.
Selamün Aleyküm ve Rahmetüllahi
ve Berekatuhü Aziz, Saygıdeğer
Ağabeylerim!
Şayet münasip görülürse, aslı
Kürtçe olan bu şiirim, ZEHRA
VAKFI sitesinde “Şehid İzzeddin
Yıldırım” bölümü için Türkçe
tercümesi ile yayınlanabilir. Bu
şiiri, Seyda İzzeddin
Ağabeyin kaçırıldığı o ciğersuz
hengamede yazmıştım. Zehra
sitesinde İzzeddin Ağabeyin
“Şehadeti üzerine yazılar”ı
görünce, daha önce NÛBÎHAR Dergisinin
91. sayısının 69. sayfasında da
yayınlanan bu mersiyeyi,
İzzeddin ağabeyin şehadetinin
yıldönümü hatırası olarak
göndermekle katkıda bulunmak
istedim. Değerlendirmelerinize
arz ediyorum. Selam ve dua eder,
Cenab-ı Hak bu hayırlı
çalışmalarınızın ecrini, dünya
ve ahiret saadeti olarak
kat kat ita eylesin. Amin...
Bediüzzaman'ın İlk Yazılan ve Yayınlanan
Tarihçe-i Hayatı
(Müküslü Hamza)
Bediüzzaman, 1293 tarihinde
Bitlis vilayeti Hizan kazası Isparit nahiyesine
tabi Nurs karyesinde tevellüd etmiştir.
Pederi Mirza namında bir zattır.
Dokuz sene hayat-ı tufuliyetini aşiyane-i
pederde imrar ettikten sonra,
tahsile başlar. Büyük kardeşi Molla
Abdullah* nezdinde üç sene kadar Kürdistan'da cari
olan usûl dairesinde emsali gibi nahiv ve
sarfın mebadisini Hallü
'l-Meakid*e kadar
mutavassıt bir derecede (yani İstanbul
usûlünce İzhar’ı)
tahsil ettikten sonra
biraderinden ayrılır.
Devamı...
Bediüzzaman'ın Sosyal ve Siyasal Meselelere
Bakışı
Eski Said deyince,
akla hemen
II.
Meşrutiyet dönemi öncesindeki ve sonrasındaki fırtınalı
yıllar gelir. Bu yıllar hiç kuşkusuz altı yüzyıllık
Osmanlı imparatorluğunun bir taraftan
kendi içindeki değişim sorunlarıyla uğraşarak diğer
taraftan kendi dışındaki gelişmelere
ayak uydurmaya çalışarak hayatını idame ettirme gayreti
içinde olduğu
yıllardır. Bu
dönemde Osmanlı devlet ricali olsun, sivil kesimi temsil
eden aydınlar
ve ulema sınıfı
olsun, söz konusu hesaplaşmanın cenderesi içinde, beyin
törpüleyici sorunlara çözüm arama gayret vaşı
içerisindedirler.
3232 (2-
Rumî 1323, milâdi 1907.)
senesi zarfında idi ki; Kürdistan'ın yalçın,
sarp ve âhenin maverayı
şevahik-i cibalinde tulu etmiş Said-i Kürdî
isminde nevadir-i hilkatten
madûd bir ateşpâre-i zekânın İstanbul âfakında
rüyet edildiği haberi etrafa
aksetmiş ve fıtraten mütecessis olan bazı
kimseler o harika-i fıtratı pe-yapey
gördükçe, mader-i hilkatin hazâin-i lâ-tefnasındaki
sehaveti bir türlü
hazmedemeyenleri, şu Kürd kıyafetinde, o şal ve
şalvar altında öyle bir ka-nun-u
dehânın ihtifa edebileceğini bir türlü
anlamayarak,
âtıl ve müzevvir olan ekseriyet-i hasise zelil
olan hissiyat-ı
umumiyesini bir kelime-i tezyifin
manayı intikamında telhis
etmişlerdi: "Mecnûn!.."
Devamı...
Merhem,Teselli ve Manevi Bir Reçete
Hastalar Risalesi
İnsan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak, rahatlık ve safâ
ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki büyük bir
sermaye elinde bulunan insan; burada ticaret ile, ebedî,
daimî bir hayatın saadetine çalışmak için
gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür. Eğer
hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı
hoş gösterir, âhireti unutturur.
Devamı..
risale-i nur,Risale, Zehra, Zehra Vakfi
BEDİÜZZAMAN
SAİD NURSİ
Rumi 1293 (Miladî 1876) yılında Bitlis
vilayetine bağlı Hizan kazasının İsparit nahiyesinin
Nurs köyünde dünyaya geldi. Medrese tahsiline küçük
yaşta başladı. Nurs’a yakın Tağ medresesine
bir müddet
devam eden Said Nursî henüz çocuk yaşlarında iken kabına
sığmayan bir fıtrata sahipti. Sık sık medrese
değiştiriyor, her gittiği yerde dikkatleri üzerinde
topluyordu.
Devamı...
Ağrı’nın Patnos ilçesinin Kızılkaya
köyünde 1946 yılında dünyaya geldi.İmam olan
babası Tahir Yıldırım’ı genç yaşta
kaybetti.İlkokul öğrenimini köyünde
tamamladıktan sonra Doğu’nun çeşitli
vilayetlerinde medrese tahsili gördü.O
sırada Nureddin Geylani isimli hocası
vasıtasıyla Risale-i Nur eserleriyle tanıştı
ve Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin
bu kıymetli eserlerini tetkik etmeye
başladı.
Tesettür Kadınlar İçin Fıtridir.
Yirmidördüncü Lem'a
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Ey peygamber kendi hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin
hanımlarına söyle, cilbablarını (örtülerini) üzerlerine
örtsünler. (Ahzab Suresi: 59)
(ilâ ahir) ayeti, tesettürü emrediyor. medeniyet-i sefihe
ise, Kur'an'ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. tesettürü
fıtrî görmüyor, bir esarettir diyor.Devamı...
Bir Vecize
Müsavat ise fazilet
ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir.
Acaba bir şeriat karıncaya ayak
basmayınız dese, tazibinden men’ ederse, nasıl benî-Âdem’in hukukunu
ihmal eder?
hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.
MÜ'MİNLER!
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
MÜ'MİNLER!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...
ASHABIM!
Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.
İNSANLAR!
Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.
İNSANLAR!
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
İNSANLAR!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)